Cuma, Şubat 26
Ev>>Hastalıklar>>Göz Hastalıkları>>Görme Duyusunun En Zengin Yönleri
Göz HastalıklarıHastalıklarTedaviler

Görme Duyusunun En Zengin Yönleri

Görme Duyusunun En Zengin Yönleri

Görmek aslında bizim için bir lütuf. Göz sağlığımızı çok iyi korumalı ve özen göstermeliyiz. Görmenin en ince detayları..

Bu açıdan bakıldığında gerçeklik kavramı da ilginç boyutlar kazanmaktadır…

Anlamlı, anlamsız, bakışların, cıvıl cıvıl hareketlerin, sevgiye uzanan yolun simgesidir gözler.

Fizyolojik yapının bu en önemli azası, dilimizde de “gözün aydın“, ”gözü yükseklerde”, ”gözünde tütmek”, “gözünden kaçmak” gibi mecazi anlatımlara konuk olmuştur… Bilimsel tanımıyla, kesitsel algılamanın (beş duyu) en başta geleni olan görme işlemini sağlayan bu organ, göz çukurunda bulunan, iri bilye büyüklüğünde küremsi bir cisimdir.

Ön bölümü göz kapaklarıyla korunur. Dıştan ince bir deriyle, içten de konjonktiva (göz sümüksel zarı) ile kaplıdır. Kas-zar kıvrımlarından ibaret olan göz kenarındaki kirpikler toz girişini önler. Gözyaşı bezleri de ıslaklık sağlayarak onu gelen tozlardan korur.
Hareketleri birleşiktir. Bir göz, otomatik olarak ötekinin de hareket etmesine yol açar.

Görme, ışığın, göz ve beyinde yol açtığı bir dizi biyofizik, biyoşimik ve fizyolojik olaylar sonucunda gerçekleşen mucizevi bir duyudur.

Bu işlem sırasında görünen spektrumun ışık enerjisi, görme siniri ile iletileni aksiyon potansiyeline çevrilir. (Görünen ışığın dalga boyu yaklaşık 400-700 nm. sınırları arasındadır. Ultraviyole ve ınfraruj ışınlar insan retinasını uyarmaz.) Retina üzerinde beliren cisim görüntüleri beyin korteksine iletilerek görme duyusu yaratılır.
Gözün saydam ve kırıcı ortamlarından geçen ışık, retinanın (Ağ tabaka) çok özelleşmiş bir bölgesi olan makulaya (Sarı nokta) odaklanır. Işığı emebilen hücrelerdeki foto kimyasal reaksiyonlar, sinir hücrelerinin uyarılmasını sağlar. Uyarım, retinadan sonra sırasıyla, görme siniri, optik kiyazma (İki görme sinirinin kesiştiği nokta), optik radyasyon, çeşitli beyin çekirdekleri ve nihayet beynin görme merkezi olan oksipital loba ulaşır.

Bu yol, hâlâ pek çok noktası aydınlatılamamış komplike bir iletim ağıdır.

Işığın göze gelmesi ile başlayan ve oksipital lobda (beynin ensedeki bölümü) sonlanan olaylar, tanımlandığı gibi düz bir yol izlemez. Henüz tamamı açıklığa kavuşmamış olsa da, birçok ara bağlantı tespit edilmiştir. Bu bağlantılarla, örneğin bir cismi görüp ona uzanmak ya da dengeyi sağlamak üzere dönme hareketleri gerçekleşmektedir.

Görme yollarını etkileyen inhibitör ve aktivatör (azaltıcı ve artırıcı) mekanizmaların da rolü oldukça önemlidir.(Örneğin gözün karanlığa adaptasyonu, konsantrasyonun artırılması, duygulanım hali gibi faktörler ya da migrende görsel algılamanın azalması…)

Görme, oksipital lobda meydana geldiğinde, algılama orta beyin çekirdeklerinde olmaktadır ancak bunların da henüz hepsinin fonksiyonları bilinmemektedir. Görme sinirleri, beyinde çok uzun bir yol alır geçtiği hat boyunca karşılaştığı bölgelerdeki hastalıklardan, dolaşım ve beslenme bozukluklarından etkilenerek algı değişikliklerine neden olabilir. Başka birçok merkez de görme merkezini etkileyerek görme eşiğini sürekli değiştirmektedir.

Gördüğümüz cisimlerin her birine çarparak yansıyan ve apayrı dalga boylarıyla dönen ışınlar, beyinde farklı değerlendirilerek değişik frekanslarda görmeyi sağlarlar.

Güneşten gelen ışınların bir kısmı da gözü uyarmamakla birlikte, beyni etkiler ve başka mekanizmalarla görme merkezini harekete geçirir.

Göz beynin çok özelleşmiş bir bölümü olarak, ışığı mükemmel bir şekilde algılar ama sadece o kadar…  Esas görme, beyinde gerçekleşir.

Algılanan dalgalar, beyinde daha önceden yüklenmiş veri tabanıyla birleştirilip sentez edilmek suretiyle değerlendirilir. Sonra da hayali oluşturan görme grubu içinde bir imaj ortaya çıkar. İşte bu imaj, bizde “görüyoruz” sanısını uyandırır.

Beyin, gerek gözün sınırları içinde kalarak kendisine ulaşan dalgaları, gerek onun dışında direkt aldıklarını değerlendirerek düşünür, hisseder ve gerekirse hayal merkezini devreye sokarak görür.  Böylece, görme merkezinin gördüğüne değil kendisine ulaşan frekanslara göre karar verdiği ortaya çıkar.

Esasen, görme, bir    ara    işlem değil, son işlemdir. Beyin isterse, o devre olmadan da değerlendirmeleri yapar.

Görmenin göze dayanmayan bölümlerinde rüyalar, halüsilasyonlar ve keşifler vardır. Rüya: Korteksin kendi içindeki uyarılması sonucunda gerçekleşir. Rüya sırasında, görme işlemindeki hareketler ve refleksler devam eder.

Gözlerimizle görmekte olduğumuz konusundaki sarsılmaz kanımıza karşın “gözsüz görüş”e sahip bireylerin bulunduğundan ya da bedenin başka alanlarıyla görebilme yeteneğinden söz eden bulgular da vardır. Harvard Tıp Akademisi’nden Dr. David Eisenberg’in Pekin’de, koltuk altı derileri yazıları okuyup, renkleri tanımlayabilen özelliğe sahip iki Çinli kız kardeşi, İtalya’da nörolog Cesare Lombroso’nun, burnunun ucu ve sol kulak memesi ile görebilen kör bir kızı, Sovyet Bilim Akademisi’nin parmaklarının ucu ile fotoğrafları görebilen ve gazete okuyabilen Roza Kuleshova’yı bildiren raporları gibi…

Görmede, bir merkezden bahsedilmekle birlikte, aslında beyindeki tüm nöronların (sinirler) ufak ağaç dallarına benzer kollarla birbirleriyle bağlantıları olduğundan, birinin ucuna ulaşan elektriksel mesaj, dalganın havuzda yayılmasına benzer biçimde yayılır. Beyindeki görüntü, nöronların meydana getirdiği dalgaların girişimi sonucu, holografik özellik göstermektedir.

Görme merkezinin yüzde doksanı çıkarılmış bir farenin karmaşık görüş yetenekleri gerektiren deneyleri başarmaya devam etmesi holografik algılamaya bir örnektir.
Bu konudaki ilk çalışmalarından birinde Pribram, bir maymunun optik sinirleri aracılığıyla aldığı görsel bilginin doğrudan görme korteksine  ulaşmayıp önce beynin diğer bölgelerinin süzgecinden geçmekte olduğunu vurgulamıştır. Beynimize ulaşan bu bilgiler, ilk olarak temporal loblarımız (şakaklardaki loblar) tarafından düzeltilip biçimlendirildikten sonra, görme merkezimize gönderilir.

Bazı araştırmalar, aslında gördüğümüz şeylerin yüzde elliden daha küçük bir kısmının gözlerimize gelen bilgilerden olduğunu düşündürmektedir.  Diğer yüzde ellisi ise dünya konusundaki beklentilerimizden oluşmaktadır.

Görme sinirlerinin buluştuğu retinanın ortasında hiçbir alıcının bulunmadığı “Kör nokta” adı verilen bölge, zihnin görmekte olduğumuz şeyleri yaratma konusundaki rolünü, daha da çarpıcı biçimde sergilemektedir.

Çevremizdeki dünyaya baktığımızda, görme duyumuzda bazı boş noktalar bulunduğunu anlayamayız. Beyin, bu boşlukları usta bir terzi gibi örer, doldurur.  İşin garibi, o bizim görsel gerçekliğimizi yeniden örerken, farkında bile olmayız.

Eğer dışımızdaki dünyanın yarıdan azını görüyorsak, görmediğimiz başka neler var acaba?.. Teknolojideki ilerleme, bu konuda birkaç yanıt sağlıyor. Örneğin, örümcek ağları bize tek düze beyaz bir görüntü vermekle birlikte, av halindeki böceklerin ultraviyole duyarlığına sahip gözlerine parlak renkli ve çekici göründüğü, sürekli ışık verir gibi hissettiğimiz floresan lambaların aslında yanıp sönmekte olduğu gibi…

Prıbram’a göre makro gerçeklik, gerçekte bir frekans alanıdır ve beynimiz de o frekansları nesnel görüntüler dünyasına çeviren bir tür mercektir.
Bu açıdan bakıldığında gerçeklik kavramı da ilginç boyutlar kazanmaktadır…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir